İşte Yassıada'nın vefasızları


Adnan Menderes'i Yassıada duruşmaları sırasında belki de en çok yaralayan şey, birkaç yakın arkadaşının ve bürokratının Soruşturma Kurulu'nda ve mahkemede verdiği ifadelerdi.

Bunlar arasında öyle bir isim vardı ki Menderes, duyduğunda yıkıldı. Bu isim Ethem Menderes'ti. Askerlerle iyi bir ilişkisi olan, MBK Başkanı Cemal Gürsel ile dostluğu bulunan Ethem Menderes'in iktidardayken tuttuğu günlüklerde yer alan yakın dostuna ait şahsi notlar, duruşmada Menderes aleyhine delil olarak kullanıldı. Gerçi duruşmalar sırasında hâkim ve savcının kaba ve sert tutumunu gören bazı isimler, bu beyanlarından dolayı sonradan pişman oldu; ancak son pişmanlık fayda etmedi...

Adnan Menderes'in asıl soyadı 'Ertekin' idi. 20 yaşında yetim kalınca bu soyadını Menderes olarak değiştirdi. Öğrencilikleri, askerlikleri birlikte geçen Adnan Menderes, soyadını, sevdiği arkadaşı Ethem'e de verecekti. Menderes, Ethem Bey'i siyasete de taşıyacak ve onu önemli bakanlıklardan biri olan savunma bakanlığına getirecekti. Ethem Menderes, bütün bu iyiliklere, Yassıada duruşmalarında Menderes'i idama götürecek günlüklerindeki iddialarıyla cevap vermişti.

Ethem Menderes'in yazdığı pek çok bilgiyi Menderes, duruşmada yalanlamasına karşılık bu dostunun vefasızlığına bir anlam veremiyordu. Her ne kadar son günlerinde bile, "Ona kırgın değilim." dese de artık onunla konuşmayı, görüşmeyi kesmişti.

Ethem Menderes, birlikte görev yaptıkları 10 yıl boyunca Adnan Menderes'ten birçok şeyi sakladı. Bunlardan biri de onun idam edileceğiyle ilgili karardı. İdam kararlarının açıklandığı gün 15 Eylül 1961'de Menderes, mahkemeye gelecek gücü olmadığı için duruşmaya katılamamıştı. Zaten Menderes'i idam edebilmek için de ilaç takviyesi yapılmıştı. Menderes'in idamından birkaç saat önce doktorla onun yanına giden Ethem Bey, Menderes'e idam kararından bahsetmeden espriler yapıyordu.

Menderes'i zor durumda bırakan hatıra sahiplerinden biri de Menderes'in bakanlarından Şem'i Ergin idi. Menderes, son savunmasında eski bakanı ve hatıra defteri tutanlarla ilgili birkaç cümle ilave etmişti. Menderes, 'insanların özelini, gizlisini, kendilerine göre yazıp çizmenin ne yazık ki bir huy meselesi olduğunu' söylüyordu.

Meclis Başkanı Refik Koraltan'ın hatıra defteri de eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar ile ilgili iddiaların delilleri arasına girmişti. Bayar, Koraltan'ı ömrünün kalan kısmında hiç affetmedi.

Menderes'i en çok zor durumda bırakan bürokrat ise hiç şüphesiz Kayseri Valisi Ahmet Kınık oldu. Kayseri olayları dolayısıyla sanık olarak ifadesine başvurulan Kınık, ilk ifadesinde Menderes'in olaylardan bilgisi olmadığını savunurken, sonraki ifadesinde Menderes'in dahli olduğunu savunuyordu. Menderes'in bu olayla ilgili sözleri ise tarihe geçecek nitelikteydi: "Sayın Kınık 24 saat içinde kiminle görüştü, nerelerden telefon aldı ki böyle ifade değiştirdi?.."

Bilinçli ya da bilinçsiz Menderes'i zor durumda bırakan ifade sahiplerinden biri de Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur oldu. Korur'un özellikle 'Örtülü Ödenek Davası'ndaki değişken ifadeleri ve kendisine emanet edilen örtülü ödeneği harcarkenki tutumu Menderes'i zor durumda bıraktı.

Menderes'i hayal kırıklığına uğratanlar arasında ilginç bir sima daha vardı. O da Fuat Köprülü'ydü. Celâl Bayar, Adnan Menderes ve Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti'yi kuran Köprülü, 1950'de DP'nin seçimi kazanmasıyla dışişleri bakanı oldu. 1956'ya kadar bu görevde kaldı. 1957'de Menderes ve arkadaşlarıyla derin bir görüş ayrılığına düşünce DP'den istifa etti. Köprülü, görevde olduğu sırada meydana gelen 6-7 Eylül davasında önce tanık olarak ifade verdi. "Bu isimlerin arasında olmaktan utanıyorum!" diyen Köprülü, daha sonra sanık olarak da ifadesine başvurulması icap edince tanık olarak verdiği ilk ifadesinin büyük bir kısmını değiştirdi.

'6-7 Eylül Davası' Yunan mahkemesinin kararı doğrultusunda görüldü

Yassıada'da görülen davalardan biri de '6-7 Eylül Olayları Davası'ydı. Bilindiği gibi Türkiye, Kıbrıs ile ilgili inisiyatifi ele almaya başladığı ve Londra'da müzakerelere katıldığı bir sırada 5 Eylül 1955 gecesi Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba atıldığı haberleri yayıldı. Haberi ilk veren Gökşin Sipahioğlu'nun yazı işleri müdürü olduğu İstanbul Ekspres'ti. Haberin Türkiye'de duyulmasından itibaren İstanbul'da büyük olaylar meydana geldi. Beyoğlu'nda Rum vatandaşların evleri tahrip edildi, dükkanları yağmalandı. Bu olaylardan sorumlu tutulan İçişleri Bakanı Namık Gedik, istifa etmek zorunda kaldı. Ancak olayların failleri bir türlü bulunamadı.

İşte 6-7 Eylül'de meydana gelen olaylardan Celal Bayar, Adnan Menderes ve Fatin Rüştü Zorlu'nun da içinde bulunduğu DP hükümeti sorumlu tutularak Yassıada'da yargılandı. Buradaki amaç, DP'nin dış politikasını da yargılamak ve mahkûm etmekti. Savcılar, aynı olayı araştıran Yunan mahkemesinin kararları doğrultusunda iddianame hazırlamıştı. Yassıada'daki mahkeme de bu iddianameyi kabul etmişti. Yunan mahkemesinin kararlarına göre bombayı Türk tarafı yani Selanik'teki Türk konsolosluğu yerleştirmişti. Hatta Yunanistan'ın suçlayıp mahkûm ettiği bir öğrenci ile konsolosluk görevlileri de Yassıada'da sanıktı.

Menderes, 6-7 Eylül olaylarının bir tertip olduğu konusunda ısrarcıydı. Yassıada'da bu davanın açılmasını eleştiriyor, uluslararası kamuoyunun "Bu işi bunlar yaptı" demesinden korkuyordu. Çünkü böyle bir durumda Türkiye'nin eli Kıbrıs konusunda zayıflayacaktı.

Başsavcı, iddianamesini haklı çıkartacak, kendisi gibi düşünen, sözlerinden emin olduğu şahitleri Yassıada'ya çağırıyor, Menderes lehine şahitlik yapma ihtimali olanları 'es' geçiyordu. Duruşmalar siyasi sanıklarla CHP'li şahitler arasında bir düelloyu andırıyordu. Dava 20 oturumda bitirildi. Celal Bayar hakkında takibat yapılamayacağına karar verildi. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Kemal Hadımlı hakkındaki karar ise dava 'Anayasa'yı İhlal Davası' ile birleştirildiği için sonraya bırakıldı. Olayın faillerine ise bulunamadığı için bir ceza verilemedi.

Propaganda filminin dış sesi Behçet Kemal Çağlar

Zaman'ın ortaya çıkardığı görüntüleri seyreden Yassıada avukatlarından deneyimli siyasetçi Ferruh Bozbeyli, kayıtların arkasında konuşan ismin şair Behçet Kemal Çağlar olduğunu söyledi. Bozbeyli, Çağlar'ın çok hırslı bir karaktere sahip, tarafında bulunduğu kişileri memnun eden ve sevenleri tarafından idol olarak görülen bir kişilik olduğunu belirtti. Yassıada duruşmaları sürecinde halkı yönlendirmek amacıyla hazırlanan ve sinemalarda gösterilen filmlerin seslendirmesini yapan Çağlar, başta Menderes olmak üzere Demokrat Partilileri tahkir ediyor; onları aşağılıyordu. Çağlar, ifadelerinde İnönü'yü, mahkeme heyetini ve askerleri sürekli olarak yüceltiyordu.

Başsavcı Egesel, tanıklara ifadeleri ezberletiyordu

Yassıada'da yargılanan DP'li siyasilerin yakınları duruşmaları izlemek üzere düzenli olarak adaya geliyordu. Onları taşıyan meşhur Fenerbahçe vapurunun başka konukları da vardı. Dolmabahçe'den mağdur yakınları ve avukatları alarak sabahın erken saatlerinde kalkan vapur önce Heybeliada'ya uğrayarak Mahkeme Başkanı Salim Başol ve Başsavcı Altay Ömer Egesel'in de aralarında bulunduğu Yüksek Adalet Divanı heyetini alıyor, ardından adaya ulaşıyordu. Vapurun oturum düzeninde tanıkların aktardığına göre üst katta hâkim ve savcılar alt katta ise mağdur yakınları ve tanıklar vardı. Yolculuk devam ederken Başsavcı Altay Ömer Egesel alt katın merdivenlerinde görünür ve el işaretiyle tanıkları yanına çağırırdı. Bu hareket, tanıkların yolda öğretilen şekilde ifade vermeleri anlamını taşıyordu. Yani Egesel, tanıklara ne şekilde ifade vereceklerini önceden ezberletiyordu. Bu durum kısa bir süre sonra mağdur yakınları tarafından fark edilmiş ve vapurda büyük bir rahatsızlık yaratmıştı. Gerginliğin artmaması için bu soruna bir çözüm bulunur. Bir süre ailelerle birlikte alt katta seyahat eden tanıklar artık alt kata alınmazlar, üst katta hâkim ve savcılarla birlikte Yassıada'ya ulaşırlar. Yaklaşık bir yıl süren yargılama boyunca adaya gidiş gelişlerde ulaştırma vazifesi gören Fenerbahçe vapuru, propaganda amaçlı olarak adaya getirilişten 3 ay sonra çekilen filmlerde de yer alıyor.

Bayar dayanamadı intihara kalkıştı

Yassıada'da çekilen ve daha sonra sinemalarda gösterilen film, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ı, yaşadıklarından dolayı intihara sürüklemiş. Yapılan kötü muameleye ve bir oyuncu gibi rol yapmaya dayanamayan Bayar, bir kaçış yolu olarak intihara sığınmış. 26 Eylül gecesi hücresinde intihara teşebbüs eden Bayar, sesini dışarıda bekleyen gardiyanlar ve askerler duyunca müdahale edilerek kurtarılmış. Filmde sanıkların adaya getirilişi, odalar ve yemekhane gibi çeşitli bölümlerde Bayar'la birlikte, Başbakan Adnan Menderes ve diğer ünlü isimler de yer alıyor. Filmde, lüks bir lokantadakini andıran gayet temiz ve şık beyaz örtüler ve porselen yemek takımları bulunan masalarda, Samet Ağaoğlu, Tevfik İleri, Sebati Ataman, Haluk Şaman, İzzet Akçal gibi DP'liler yemek yerken görülüyor.

Menderes de intihara teşebbüs etti

Adadaki en ağır işkencelere maruz kalan Başbakan Adnan Menderes de Cumhurbaşkanı Celal Bayar gibi kötü muamelelere dayanamayarak intihara teşebbüs etmişti. Yassıada'da duruşmalar sona erdikten sonra karar beklenirken, yaşadıklarından dolayı çok büyük acılar çeken Menderes, kendisine verilen cezayı öğrenmeden bir gün önce ilaç içerek intihar etmeyi denemişti. Menderes, bu olaydan bir gün sonra idam cezasına çarptırılmıştı.

Topkapı davasının tanığı İnönü'nün dünürü

Yassıada Mahkemesi'nde görülen Topkapı, Kayseri Olayları, Demokrat İzmir gibi birçok dava doğrudan Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgiliydi. Muhalefet partisinin lideri İsmet İnönü dışında bazı yöneticiler, hatta Halk Partisi yöneticileri hem tanık hem izleyici sıralarında yerlerini almıştı. İsmet İnönü'nün İstanbul'u ziyareti sırasında Topkapı'daki nümayişlerin olduğu bölgeye 'gitme' uyarısına rağmen ısrarla gitmek istemesi olaylara neden olmuştu. İnönü'nün aracının bile çizilmediği hadiseler; 27 Mayıs darbesinden sonra Yassıada'da yargılama konusu haline getirilecekti. İnönü'nün Demokrat Partililerce öldürülmek istendiği iddia ediliyordu. Bu iddia Yassıada duruşmalarının birçoğunda hem açıktan hem gizli gündem olarak getirilmişti. Örneğin Topkapı davasında DP aleyhine tanıklık yapanların arasında ilginç bir sima da dikkat çekiyordu. CHP'li Ali Sohtorik. Kendisi İsmet Paşa'nın dünürü, Erdal İnönü'nün de kayınpederiydi. Buna karşın DP'nin avukatları, İsmet İnönü'ye tanık ve şahit olarak mahkemede dinlenmesi için onlarca kez çağrı yapmıştı, ancak İsmet Paşa gelmemişti. Milli Birlikçilerin yemin törenlerine giden İnönü, Yassıada'daki siyasi hasımlarının karşısına çıkarılamayacaktı.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimlendirme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

sponsorlu bağlantılar

Anket

Deniz Gezmiş Suclu mu?: